Beslenme

Picture 16

Bizi Kanserden Koru!
Sema GÜLEZ

Kadınlar, yaşamın hayhuyu içinde; evlerin bitmeyen işleri, çocukların dertleri, sorunlar, sorumluluklar karşısında, kendilerine ne kadarlık bir zaman ayırabilirler acaba? Geçmişteki aheste yaşamlar, kirlenmemişlikler, sabrın ve tahammülün çok daha yüksek ölçeklerde sergilenmesine izin veren yaşam temposu; artık çok gerilerde kaldı. Kanser, “ruh-beden ve zihin üçlemesinin yarattığı bir sonuçtur,” deniyor. Öfkeden arınmış(!), olumlu ve bağışlayan bir ruh hâliyle, hastalıklarla baş edebileceğimiz söyleniyor.

Biz kadınların; okumak, kendimizi geliştirmek, söz ve hak sahibi olmak gibi kaygılarımız giderek artmakta. Toplumumuzun hangi kesimi için neyin öncelikli olduğunu kestirebilmek dışında, belki de hepimizin, sağlıklı yaşamak için neler yapabileceğimizi bir gözden geçirdiğimizde, bazı yapabileceklerimizin olduğunda birleşebileceğimizi düşünüyorum.

Hastalık başa geldikten sonra harcayacağımız zaman, emek, para; yaşadığımız şok ve travmalar önceden göz önünde bulundurulduğunda, biraz dikkat etmemizin, yaşam ve beslenme biçimimiz üzerinde düşünmemizin ve belki de zihinsel kalıplarımızı gözden geçirmemizin yararı olabilir. Tedaviler, bir yandan kanserli hücreleri yok ederken bir taraftan da organlarımızı tahrip edebileceğinden ve toksik etkiye sebebiyet vereceğinden, bağışıklık sistemimizi zorlayabilmektedir.

Bütün kanser hastalıklarının beslenme ve alışkanlıklarımızla ilgisi araştırılmaya devam edile dursun, biz meme kanseri konusunda tamamlayıcı tıbbın önerilerine kulak verelim. Kanser, çoklu beslenme eksikliğine bağlı bir hastalık ve bağışıklık sistemi güçlü olduğu sürece korunabiliyoruz. Genetik, çevresel etkiler, beslenme biçimi ve yaşam tarzıyla; bir ölçüde de olsa bertaraf edilebilir.

Kuşkusuz, sağlıklı bir insanın bile uzak durması gereken yiyecekler var. En azından koruyucu önlem olarak… Sigara, özellikle de meme ve akciğer kanserinde tetikleyici bir zehir. Herkesin bırakabilmesini diliyoruz. Kilo faktörü de;, reflü, tansiyon, kalp ve daha pek çok hastalıkta, doktorlar tarafından oldukça sakıncalı bulunuyor. Özellikle de meme kanserinde, kilolu olmak hiç istenen bir durum değil. Diğer taraftan aşırı kilo kaybı ve dengesiz beslenme de önerilmiyor.

Alkollü içecekler, kadınlarca çok tolore edilebilen içecekler değil. Beyaz un, beyaz şeker, konserve, salam, sucuk, margarin, hazır meyve suları, meşrubatlar, turfanda gıda; barbun, kefal, mezgit gibi dip balıkları da kaçınılması gerekenler arasında. Östrojen içerdiğinden, soya ve soyalı ürünlerle keten tohumundan, meme kanseri olanların tamamen uzak durması gerektiği gibi, anti hormon ilâçlar kaçınılmazları olduğu için yiyeceklerinde de hormon içerenlerden uzak durmalılar.

Süt, sindirim sisteminde mukus üretilmesine yol açtığından; etse, hem asit hem parazit, hem antibiyotik içerdiği için ve sindirimi zor olmasının yanı sıra bağırsakta çürüdüğünden, çok miktarlarda tüketilmeleri önerilmiyor. Hele kömürde, ızgarada yanmalarsa bir diğer risk faktörü. Hafif ateşle etin arasında 15cm mesafe olmalıymış. Yanmış, küflü gıdalar, füme, tütsü, kimyasal madde ve tuz eklenerek işlenmiş gıdalarda da kanserojen bulunuyor. Küflenmiş gıdalar da asla tüketilmemeli. Nemli ortamlarda ve uzun süre depolanan gıdalar da sakıncalı bulunuyor. Mikrodalgaya plastik kap ve dondurucuya su şişesi konulmamalıymış.

Şeker de kanserli hücreleri besliyormuş. Özellikle aspartam içeren sunî tatlandırıcılar ve poşet çaylar da uyarı alanımıza girebilir. Sofra tuzu yerine, deniz tuzu tavsiye ediliyor. Yine ağır metaller içeren musluk suları ve damıtılmış su yerine, filtrelenmiş, arıtılmış su kullanılmalı. Özellikle yemek ve çay yapımında, buna özen göstermeli. Kahve ve çikolata seviyorsanız, onun yerine yeşil ve diğer bitkisel çayları öneriyorlar. Tiryakiler için ne kadar zor olduğunu biliyorum da yaşam burnumuzdan gelmesin diye, dikkat etmemiz gerektiğini hatırlatıyorum sadece.

Bütün bu sakıncalılardan sonra, “bize yiyecek bir şey kalmadı” diyebilirsiniz. Oysa yiyecek çok şey var bu dünyada. Anneannelerimiz, babaannelerimiz ne yemişse… Meselâ keçi peyniri, çökelek… Eskiden yapay tatlandırıcı, poşet çay, mikro dalga fırın mı varmış? Kadınlar salçalarını, tarhana çorbalarını, eriştelerini, turşularını evlerde yaparlarmış. Şimdi, bunlara zamanımız kalmamış olabilir. Marketlerde satılan zararlı ürünlerden; katkılı, boyalı gıdalardan para kazananlar, bu işe çok bozulacaklar ama insan sağlığını her şeyin üstünde tutmak gerek.

Greyfurt suyuyla hiçbir ilâcı birlikte almamak, en az dört saat ara vermek gerekiyormuş. İçindeki etken madde, aldığımız her ilâcın yan etkilerini arttırıyormuş. Havuç ve portakal suyunu, kilo aldırmaması için ölçülü içmeliymişiz. Meyve yiyeceğiz derken, şişmanlatacağı için, porsiyonlara dikkat etmeliymişiz. Taze sebze, sebze suları, kuru baklagiller, yoğurt vazgeçilmezlerimiz. Evde yoğurt yapmak çok kolay. Lâhana, karnabahar, turp, semizotu, pırasa, domates, kuzukulağı, tere, karahindiba, kereviz, havuç, enginar, bezelye, soğan, sarımsak, küçük-acı Arnavut biberi, çinakop, lüfer, uskumru, istavrit, gün kurusu kayısı, kuru kara erik, üzüm(çekirdeği çiğnenmeli), ananas, ceviz, fındık, kurutulmuş elma, ayva, limon kabuğu çayları, çörek otu zeytinyağı, kanola ve fındık yağları; vazgeçilmezlerimiz ama her şey ölçülü yenmeli. Kendi yapacağınız antioksidan içecekler, E vitamini, omega, antioksidan takviyelerinin yanında, hemen menopoza sokulduğumuz için 1000mg. kalsiyum önemli. Günde beş tane acı badem yiyebilir misiniz acaba? Kendimizi atlamadan yaşayabilmeliyiz. Kadınlar, alışveriş, pişirme gibi çok zamanlarını alan bu eylemler için hep enerji depolamalılar. Bunun dışında herkesin kesesine bereket dilemeliyiz.

Benim onkologum, zerdeçalı şart koşuyor. Anti tümör olduğu kanıtlandığından, günde en az bir çorba kaşığı alınmalı. Yutması zor diyorsanız, sarımsaklı yoğurtlu salata sosu hâlinde tüketmek mümkün… Yeter ki tükenen biz olmayalım!

Egzersizle, hem fazla kilodan kurtulmaya hem de oksijenle, serbest radikallere karşı savaş açmaya çağırıyoruz sizleri. Radikal kararlarla, zararlı alışkanlıklardan kurtulalım…